27 Ağustos 2012 Pazartesi

dönence


"simsiyah bir gecenin koynundayım." kendini soyutlamak herkesten, her şeyden... tecrit etmek... gider deliğinden giden umutlarım... kitap okurken uyuşan ellerim... çıkmaz sokaklar... kaybolan ben... akvaryuma hapsolmuş japon balığı... kendinden nefret etmek... aynaya dönen sırtım... iz(düşüm)... yırtılmış sayfalar... okunmayan önsöz olma dileği... ne sokakların dili var ne de duvarların. izmaritin üstüne basar gibi basılan kibarlığım... karşılığını bulmayan düşüncelerim... hiç biyerde evim yok benim! boşluğa haykırış... başı sonu belli olmayan ilişkilerim... doğmamış olmayı dilerdim. toprağın beş karış altında olmayı... kendi üstüme toprağımı atabilmeyi...

6 Ağustos 2012 Pazartesi

mükerrer

gitmek... herkesi, her şeyi geride bırakıp gitmek... ölüm bazen her şeyden sıcak gelir. çarpabileceği kapıları olmalı insanın. geri dönebileceği yerleri... her seferinde kendine yenilir mi insan? her seferinde yıkılır mı? güzdüzleri sevmiyorum artık. geri dönme umudum azaldıkça hayallerime de küsüyorum. beni yarım bırakıp giden zaman... senden alacağım var. bi dokuz sene kadar. hiç doğmamış olmayı dilerdim.

24 Temmuz 2012 Salı

çöp kutusu


kafada birikenlerle yazılanlar aynı değil. beyin bu kadar kalabalıkken, çok sayıda insanı beyninde yaşatıyorken sokağa çıkmanın ne lüzumu var. çekilen o kadar acıya bi!çok kişi burun kıvırır. karşındakinin boynunu kırasın gelir. konuşurken susasın diye bakar insanların çoğu. içi boşaltılmış bi'çok kavramın arkasına sığınıp anlam aramak boşunadır. evrene savrulmuş her küfür bi yerde toplanıyor ve istihap haddini aşan son küfür de edildikten sonra büyük patlama yaşanacak. sonrası aydınlık... büyük bi ev ve o büyük evin içinde büyük bi kitaplık. körleşme diye bi kitap okumuştum. tıpkı ordaki gibi. bütün hayali bundan ibaret bi çocuk tanımıştım. hayat, yıkılan hayallerimizin toplamıymış. şimdilerde anlıyor bunu. kolay olan bi yaşantı yoktur. yaşantısını kolaylaştırmak istemeyen yoktur. patinaj çeken arabalar gibi... teker dönüyo ama araba sabit... zaman aldatıcıdır. kırışıklıklar ve hastalıklar onun en büyük yalanıdır. insan ölmedikçe, hiç bir acı diğerinden büyük ya da küçük olmadığından değişen bi şey yoktur. hayallerimin yıkılmasına neden olan bütün şeylere kucak dolusu sövgülerimle

23 Temmuz 2012 Pazartesi

dersini almış da ediyor ezber


bu dert beni iflah etmez del eyler. benim dert çekmeye mecalim mi var? tam dokuz sene oldu. anti-depresanları kullanmaya başlayalı. tam dokuz sene oldu zaman zaman intiharı düşüneli. majör depresyon dediler. ilaçlar bi çok akrabadan daha yakın oldu. zaman zaman ailemden bile. şimdi yine anti-depresanlar bi kenara bırakıldı. bodrum... sevdiğim kadın... sen olmasan giderdim burdan. bırakırdım bu memurluğu. dürüst yaşamak=parasız yaşamak. parasızlığın affedilmediği bi yerde kim s.ker senin dürüstlüğünü.

16 Temmuz 2012 Pazartesi

lal

bazı durumların anlatılması imkansız. yaşandığıyla kalmalı. anlatsan da anlaşılmıyor. zaman akıp giderken geriye yaşanılanlar kalıyor. konuşulanların unutlduğu biyerde lal olunmalı. çocukken anlama çabasıyla büyürken sonraları anlaşılma çabasıyla yaşlanıyoruz. kimin kederi kimin kederinden azdır? kim kendini yabancı hissetmemiştir evinde? heryer hiç biyere, herkes hiç kimseye dönüşüyor. kendimize söylediğimiz kadar büyüyoruz. evimizin camından gördüğümüz kadardır dışarısı. dünya pencerenin gösterdiği kadar büyük. ve biz hayal kurabildiğimiz ölçüde hayattayız.

14 Temmuz 2012 Cumartesi

küçük dil


tepende sana benzemeyen 7 insan. her kafadan ve o kafaya sahip insanların ağzından dökülenler... ayak uydurma çabası... bazen ya da çoğu zaman gitme isteği... daha bi'yere alışmadan kaçmak... mesele birlikte yaşayabilmek.... yalnızlık en kolayı zor olan birlikte yaşayabilmek!

26 Mart 2012 Pazartesi

yalan

çözülüyorum. yavaş yavaş... söylediklerimle hissettiklerim arasında dağlar kadar fark var. güçlü görünme çabasının altında sinmiş bi çocuk var. ağlamak var özgürge. kahkaha atmak var. siktir etmek var. özlediğini söyleyebiilmek var. insan kendi kendinin celladı oluyor. tüm bu saklanmalar yalnız kalındığında bile kolay kolay ortaya çıkmıyor. deriye işleyen bu yalanlar bakanların takdirini kazansa da içten içe çürütüyor ruhumuzu.

21 Mart 2012 Çarşamba

yoklama

tutuk... kelimelerle birlikte kaybolan hayaller... bilinçli ciddiyetsizlik fena halde ciddiyet gerektirir. kolay olacağını kimse söylemedi kabul; ama bu kadar zor olacağını da kimse söylemedi. aynı damdan düşenlerin birbirini anlaması yetmez. aynı çukura gömülmeleri gerek burada. bundan sonra hiç bi yoklama listesinde adım geçmese de derime yapışan tek başınalıkla yaşıyorum. öyle bi duygu ki gözlerin kanar ağlarken. hasret bazen yorar insanı.

22 Şubat 2012 Çarşamba

mektup

halil'e...

"bazı günler her şey yerli yerine oturur. suçlar kabahatlar affedilir. yabancılara kocaman bi kucak açılır. yaptım dersin kendine. sonunda geçtim karşıya." (sevdiğimiz diziden)

bin kere dinledim bu konuşmayı. bin kere düşündüm. on ay geçti. on farklı insan gibi hissettim. lavicert hırkam ve lacivert kotumla on kere günlük tuttum. onunu da yırttım. seninle konuşmanın yerini hiçbi şey doldurmadı kardeşim. kendime yabancılaştım, sarhoş oldum, ağladım, sevdim, terkedildim, aldattım, aldatıldım, mahzunlaştım, direncim kırıldı, yalnızlığın dibine vurdum, tutunamayanlara başladım, bazı romanları yarım bıraktım, bazılarını sevdim, bazılarını sevmedim, çengelköyü fotoğraflardan seyrettim, istanbulu özledim, babaannemi rüyamda gördüm, bin kere gödüm rüyamda, bin kere sıçrayarak uyandım, zaman zaman kağıt kokusu geldi burnuma, midem bulandı, yeniden antidepresanlara başladım, kilo aldım, saçlarımı uzattım, kendimi öldürmek geçti hergün aklımdam, hergün vazgeçtim...

seni özledim kardeşim. aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, hayatıma kim girerse girsin, kaç kitap okursam okuyayım hiçbiri sein boşluğunu doldurmayacak. kalın kafamla bunu anladım.

hoşça kal!

12 Şubat 2012 Pazar

bilet

bütün ağırlıyla içimize çöreklenen sıkıntı... kabusların bile bittiği yerde içimizden gitmemekte ısrarcı. gözlerin boşluğa takıldığı yere gömülür iyi niyetler. anlaşılmayı beklemek gibi... içinde barındırır tüm iyilikleri tüm kötülükleri insan ve oğlu. şehirleri bile orospu yapan pezevenk insanlar... cennetimizi bile kirleticekler endişesi... yüzümüze gülüp ırmıza geçenler... zafer çığlıkları değil bunlar... içinden pazarlığını yapıp kör ellere satılan hayallerimiz... gidin hepiniz. yalnızlığımız bize yeter. sadece siktirip gidin. karanlığa kesilen biletleriniz bizden hediye... siktirip gidin sadece!

haral

kağıt kosusu... hepsi genzimi yakıyor. haral çuvalların içine doldurduğumuz hurda kağıtları çiğnerken kaybettiğim çucukluğum. boynuma memurlukla birlikte taktığım kravat. özlediğim yaşayan tek insan halil gür. Geri verin hepsini desem şımarıklık mı etmiş olurum.

tecrit odasının hasreti de çekilebilir bazen. özellikle her şey yolundayken. gözlerimi kapattığımda tabutumu düşünüyorum. bi kere rüyamda kendi kendimi gömmüştüm. ne tuhaf. tezer'den sonra hayatıma giren oğuz atay. okuduğunu anlamadan, üzerine düüşünmeden kitabın yazarı gibi hissetmenin sevinci.

ve bodrum... hala bi şehre alışamamk. içinde bulunduğun ortama ayak uydurayım derken daha çok saçmalamak. alın bunları benden. üzerime oturmadı bu f... ben gideyim sadece gideyim. birilerini üzmemek için iyi görünmeye çabalamak... olmadım farzedin. gelmedim... görmedim... duymadım... korkuyorum. neden korktuğumu bile bilmeden. affedin. sizden biri olamadım. dünya mı bana fazla ben mi dünyaya.

hayal bile kuramıyorum artık.

16 Ocak 2012 Pazartesi

adını sen koy!

uzayan tüm şeyler gibi ayrılık da anlamını yitirir. gemi, tren ya da şehirlerarası bi otobüsün arkasından sallanan el daha çok gidene değil de gelen ayrılağa selam durmaktır. yakınlar yabancılaşırken yabancılar tanıdıklaşmaya başlar. herhangi bi duruma adapte olmak hergün bi tarafının değişmesine göz yummaktır. şiirler ya da hikayeler olanı değil olmasını istedikleriyle yazılır. gözlerini kapadığında her yer aynıdır.