26 Aralık 2011 Pazartesi
Hayal
anlatacak hikayesi bittiğinde ısınmak için yaktı onları. berduşların ısınmak için hayallerinden başka yakacak bi şeyi yoktur. anlatılmamış keder kadar büyüğü yoktur. kuyu ile deli arasındaki ilişki neyse bizim aramızdaki de ondan ibaret. yazılar bittiğinde yırtılacak bütün defterler. okunacak kitap kalmadığında yumacağım gözlerimi sımsıkı. hayallerim beni yaşatacak aldığı nefes kadar. şimdi arkana bile bakmadan gitsen...
21 Aralık 2011 Çarşamba
edilgen
vurduğu silahla vuruldu. ihanet. oysa hiç aklına gelmezdi düşeceği. yitirilmişlik ıslak asfalt kadar soğuktu. bi el uzandı kaldırmak için. yine aynı el devirdi. ilahi adalet denebilir ya da etme bulma dünyası. önce görüntüsü kayboldu sonra sesi. bi çığlık uzağında olduğunu bilse de artık ulaşılmazdı. hafızası en büyük oyunu oynadı. hayata karşı bildiği ne varsa hepsi silikleşti. bi tek o kaldı geriye. ondan da bi fotoğra karesi... beyaz kazaklı... kar gibi, bulut gibi, ölüm gibi... şimdi o el uzansa yattığı toprağın beş karış altından kalkardı. uzun elleriyle tutunurdu yeniden.
13 Aralık 2011 Salı
anlamsız
aynı hatayı bi insan kaç kere yapabilir? olmayacak duaya kaç kere amin diyebilir? kaç kere yanılır bile bile? bi insan ne kadar üzülebilir? bi kalp ne kadar acıya dayanabilir?
cevabını bilmediğim sorular kadar korkuyorum senden? okuduğum kitaplar kadar seviyorum. şimdi yanındayken ne kadar uzak kalabilirim? bunu öğrenmeye çalışıyorum.
cevabını bilmediğim sorular kadar korkuyorum senden? okuduğum kitaplar kadar seviyorum. şimdi yanındayken ne kadar uzak kalabilirim? bunu öğrenmeye çalışıyorum.
12 Aralık 2011 Pazartesi
dikiz aynası
bugünü düne kıyaslamakla yarınlarında günahna giriyoruz. geçmişe çok fazla bakmak boyun tutulmasına neden oluyor. dünde yaşayanları barındırmıyor pek dünya. herkesin savrulduğu gerçek. kim ya da ne tarafından olduğunun ne önemi var?
29 Kasım 2011 Salı
katran
masumiyetini yitiren çocukluk gibi bırakıyorum iyi niyetlerimi. gözlerimi kapatan sessizlik... başkalarının acılarından keyif alan insanlar tanıdım. ne yazık ki... eksiltili cümlelerim birikti, ben onların için boğuldum. seni çok özledim tezer. ne olur gir rüyalarıma. en azından bununla avunabileyim. istanbul, ne çok yer etmişsin yüreğimde. yokluğun şimdi şimdi dokunmaya başladı.
25 Kasım 2011 Cuma
kayıp balık
belkilerin yerini keşkeler aldığında... iyikiler yerini tüh'lere bıraktığında... bırak gidebilmeli insan. geleli dokuz ay bile olsa. yapamayacaklarından korkmaya başlıyo insan yaşı ilerledikçe. sevdiğinizin gözlerinde başkalarının gölgesi varsa payınıza düşen ağlamak oluyo o zaman. bi insanın hayallerin daha değerli olan nedir ki?
22 Kasım 2011 Salı
yan masa
insan yalnızlığına en çok böyle durumlarda kaçıyormuş meğer. 25 sene sonra yaşadığınız şehri ve yaşam tarzınızı değiştiriyosanız kendinizde değişiyosunuz. en çok mecburi yalnızlık dokunmaya başladığında sizinle aynı yerden bakmayan insanlarla bir araya geliyorsunuz. içinde bulunulan durum bunu gerektiriyor çünkü. buraya geldikten sonra öğrendiğim tek şey büyük konuşmamak oldu. çünkü geldiğim yerde uzak durduğum insanlara çok benzeyen insanlara yaklaştım. pişmanlık... yalnızlığı sindirebilmeyi öğreniyorum şimdi. herkesten, her şeyden uzak durabilmeyi. çabalıyorum en azından. yitirdiklerimiz kazandıklarımızdan hep bi adım önde olucak. bununla yaşamayı öğrenmek, nefret ettiğiniz bi uzvunuzla hergün aynı karşısında prova yapmaya benziyor. hesaplar kapanırken...
4 Kasım 2011 Cuma
iskele
bin karakter yeter belki bin kere değişen duygularımı anlatmak için. buraya kar yağmıyor ama odam hep ayaz. gece kısalırken hayallerimi üzerime çekiyorum ısınabileyim diye. erken kaybettiğim çocukluğum... kendime ettiğim küfürler... hep kahır bıktım be!
13 Ekim 2011 Perşembe
sokak
en çok adres soranları seviyorum. ulaşmak istedikleri bi yer var.
bütün sokaklar yalnızları yutar. hayat bazılarında hazımsızlık yapar. bu yüzden kusar.
kitap sayfalarının arasına konan fotoğraf kadar kıymetlisi yoktur. anlaşılmayı beklemek kadar bok bi durum yoktur.
bütün sokaklar yalnızları yutar. hayat bazılarında hazımsızlık yapar. bu yüzden kusar.
kitap sayfalarının arasına konan fotoğraf kadar kıymetlisi yoktur. anlaşılmayı beklemek kadar bok bi durum yoktur.
3 Ekim 2011 Pazartesi
çöplük
bi balık okyanusta nasıl kaybolursa öyle kayboluyorum kendi içimde. kapımın önünde uyuyan kedi kadar yalnızım. ancak kafam o kadar kalabalık ki.
adam nasıl olunur, daha güçlü nasıl görünülür, insanlar nasıl etkilenir, insanlardan daha da önemlisi kendinden nasıl vazgeçilir... havaya savurduğum sorulardan bi kaçı sadece.
birileri için önemli olmayı istemek... hiç bi otobüsün gitmediği durakta kendimi bekliyorum.
gecenin karanlığı beni yutsun istiyorum. dünyanın öbür ucuna kussun sonra.
bi bayram sabahı kadar güzel olsun yalnızlığım. bütün benler mutlu olsun...
adam nasıl olunur, daha güçlü nasıl görünülür, insanlar nasıl etkilenir, insanlardan daha da önemlisi kendinden nasıl vazgeçilir... havaya savurduğum sorulardan bi kaçı sadece.
birileri için önemli olmayı istemek... hiç bi otobüsün gitmediği durakta kendimi bekliyorum.
gecenin karanlığı beni yutsun istiyorum. dünyanın öbür ucuna kussun sonra.
bi bayram sabahı kadar güzel olsun yalnızlığım. bütün benler mutlu olsun...
1 Ekim 2011 Cumartesi
yitik
bi şey sarsıldı. yıkılmaz sandığımız duvar üzerimize devrildi. altında iyi niyetlerimiz kaldı. öğrenicek çok şeyimiz var. inkar etmek boşuna büyüyoruz malesef. son iki gün kadar sevindiğim kadar sevinmedim hiç. incelmesini beklemeden kopardıklarınız için sonsuz teşekkürler.
elveda...
elveda...
28 Eylül 2011 Çarşamba
24 Eylül 2011 Cumartesi
ehil
aynı hayal... aynı hayal kırıklığı... uzaktan bakınca bütün acılar birbirine benzer. aynı melodiye kimi kulak tıkar kimi dikkat kesilir... ben bile anlayamıyorum kendimi bazen. sakın bana beni anladığını söyleme! uyu! bi daha beni rüyanda sakın görme! bi daha beni sakın öldürme!
23 Eylül 2011 Cuma
topaç
duyulan geçmiş zamanlı cümlelerden korkuyorum. dedikodu olasılığını hatırlattığı için belki de... içi geçmiş zaman...
şimdi kim umursar hayatlarımızı? gözümün gördüğünü anlamıyorum. kulağımın duyduğuysa yalandan ibaret... cellatlarımız var. kafamızı kaldırırsak eğer yürüken bin bıçak darbesi bedenimize saplanır. nerdesin ferdinand? gecenin sonuna birlikte yürüseydik seninle. ya sen tezer... yaşamın ucunda asılı kaldı gülüşün. terkettiniz birer birer. yalnızlık hiç bu kadar dokunmamıştı.
bi rüzgar esse... dağıtsa tüm sayfaları... geçmişte kalsa tüm çıkmazlar...
şimdi kim umursar hayatlarımızı? gözümün gördüğünü anlamıyorum. kulağımın duyduğuysa yalandan ibaret... cellatlarımız var. kafamızı kaldırırsak eğer yürüken bin bıçak darbesi bedenimize saplanır. nerdesin ferdinand? gecenin sonuna birlikte yürüseydik seninle. ya sen tezer... yaşamın ucunda asılı kaldı gülüşün. terkettiniz birer birer. yalnızlık hiç bu kadar dokunmamıştı.
bi rüzgar esse... dağıtsa tüm sayfaları... geçmişte kalsa tüm çıkmazlar...
22 Eylül 2011 Perşembe
hafıza-i beşer
unutulmuşum. tıpkı yeni alınmış bi kitabın rafa kaldırılması gibi. unutulmuşum. yapraklarım sararmış okunmamaktan. unutulmuşum raftaki kitap gibi. süs diye konulmuşum.
beylik lafların arasına saklanan hüzünlerim var. bi çığlık atsam yer yerinden oynar. israfil kıskanır beni. çıkmalı bu maskeli balodan. aynaya tekrar bakmalı. kim olduğumuzu hatırlamak için. bi de yağmurun sesini dinlemeli. anlamlı bi şeyler kalsın diye.
beylik lafların arasına saklanan hüzünlerim var. bi çığlık atsam yer yerinden oynar. israfil kıskanır beni. çıkmalı bu maskeli balodan. aynaya tekrar bakmalı. kim olduğumuzu hatırlamak için. bi de yağmurun sesini dinlemeli. anlamlı bi şeyler kalsın diye.
8 Eylül 2011 Perşembe
yer yer
tüm seslerin anlamsız olduğu yer burası. sessizliğin kulağımı yırttığı yer… kimsenin haksız olmadığı, herkesin her şeyi yapmaya kendine hak gördüğü yer… en son sevmeye çalıştığım yer… en son kurtulmaya çalıştığım yer… gözlerimin boşluk aradığı yer… yalnızlığımın yalnız bırakıldığı yer… tekrar başa döndüğüm yer… delirmeme ramak kalan yer…
7 Eylül 2011 Çarşamba
boşlukta
yeni gelenlere yer açmak için ayrılmak en güzeli. bu bazen dünya olur, bazen bi kadın, bazen sahildeki bi bank... niye gittiğini bilmek... ağzına oturacak "eyvallah" kelimesi...
5 Ağustos 2011 Cuma
31 Temmuz 2011 Pazar
mikser
ezan sesi karışacak çığlıklarımıza. bi sabah soğumuş bedenimizi bulacaklar evin holünde. ev sahibimiz merak edecek ilk. çünkü evin bu ay ki kirasını ödememiş olucaz. para kaygısı. cesedimize tükürecek tüm alacaklılar. arkamızda bi bavula yetecek kadar eşya bırakacağız.
müzik seslerine karışacak gözyaşlarımız. hıçkırıklarımız duyulmayacak hoplayıp zıplayanların neşesinden. yalnız kalıcaz hiç olmadığı kadar. tüm sorularımız havada kalıcak. biz gelmeyenleri bekleyeceğiz. bizi terkeden kadınlara aşık olucaz her zaman.
bşz özleyenlerden olucaz.
müzik seslerine karışacak gözyaşlarımız. hıçkırıklarımız duyulmayacak hoplayıp zıplayanların neşesinden. yalnız kalıcaz hiç olmadığı kadar. tüm sorularımız havada kalıcak. biz gelmeyenleri bekleyeceğiz. bizi terkeden kadınlara aşık olucaz her zaman.
bşz özleyenlerden olucaz.
20 Temmuz 2011 Çarşamba
ben imkansız aşklar için yaratılmışım
Dünyanın verdiği acılardan kurtulmak için aşk acısı çekiyoruz.
Belki de en kolayı bu. hiçbir yalan aşk acısı kadar rahatlatmıyor insanoğlunu. her insan bi misyonla doğuyor farkında olmadan. benimki de terk edilmek. benim anlamadığım neden terk ederken acı çeker gibi görünür insanlar. oh be kurtuldum demek fazla mı sert kaçar? her neyse...
sevindirici olan hala iki şişe birayla sarhoş olabiliyorum. üzücü olan kimsede iz bırakamıyoruym hala. kavga edecek kimse olmadığında aynalar imdada yetişir. teşekkürler hayat ağzıma sıçmaya devam ettiğin için.
ben hala elmanın da beni sevmesini bekliyorum. ben hala rüyalarımda yaşıyorum. ne mutlu rüya görene. en fazla kendi hikayelerimin kahramanıyım ben.
terk edilmek... hala ayrı yazılıyor: terk etmek... aslında olayın özü budur.
benden bu kadar!
göbek bağım kesildiği gün
yüz yaşında olsam da bana hep dün!
ana rahmi kadar güvenli değil hiçbir yer
anne lütfen beni yeniden doğur!
iyi uykular...
Belki de en kolayı bu. hiçbir yalan aşk acısı kadar rahatlatmıyor insanoğlunu. her insan bi misyonla doğuyor farkında olmadan. benimki de terk edilmek. benim anlamadığım neden terk ederken acı çeker gibi görünür insanlar. oh be kurtuldum demek fazla mı sert kaçar? her neyse...
sevindirici olan hala iki şişe birayla sarhoş olabiliyorum. üzücü olan kimsede iz bırakamıyoruym hala. kavga edecek kimse olmadığında aynalar imdada yetişir. teşekkürler hayat ağzıma sıçmaya devam ettiğin için.
ben hala elmanın da beni sevmesini bekliyorum. ben hala rüyalarımda yaşıyorum. ne mutlu rüya görene. en fazla kendi hikayelerimin kahramanıyım ben.
terk edilmek... hala ayrı yazılıyor: terk etmek... aslında olayın özü budur.
benden bu kadar!
göbek bağım kesildiği gün
yüz yaşında olsam da bana hep dün!
ana rahmi kadar güvenli değil hiçbir yer
anne lütfen beni yeniden doğur!
iyi uykular...
14 Temmuz 2011 Perşembe
özlenenler
kovalayanı olmadan kaçmak gibi... görünmez bir kalemle görünmez bir hikaye yazmak gibi... gelmek gibi... gitmek gibi... zorunda olmak gibi... beklemek gibi... beklediğinin gelmesinden korkmak gibi... kalabalık sokaklarda başın önünde yürümek gibi... tezeri düşünmek gibi... aynı damdan düşmek gibi... hak vermek gibi... tek kadehte sarhoş olmak gibi... yalpalamak gibi... sonbaharı özlemek gibi... anlatamamak gibi... aynı kitabı tekrar okumak gibi... yağmuru beklemek gibi... pazardan domates almak gibi... umursanmamak gibi... birinden seni sevmesini istemek gibi... benden çıkıp biz olmak gibi... sokak kedisini herkesten yakın hissetmek gibi... ağlayamamak gibi... son sigaranın kıymeti gibi... sabahları alarm çalmadan uyanmak gibi... çizgifilm seyrederken hüzünlenmek gibi... özlenenler...
13 Temmuz 2011 Çarşamba
hasretinden prangalar yeniledim
düşünmeden hareket etmenin özgürlüğü olsun isterdim. her davranış için bedel ödememek. bir de yıldızları görebilmek için geceyi beklemek var. sonsuzluk neresi sahi? en uzak yer neresi? bazen evin içinde bile kaybolabilir insan. bazen koca bir şehri avucunun içi gibi bilebilir. kalmak zorunda olmak. gidememek... prangaya ihtiyaç yok. bi'çok şey bağlıyor bir yerlere. içinde bulunduğumuz şehir koca bir leğen. engellerimizse beton. istanbul'a selamlar...
9 Temmuz 2011 Cumartesi
gece yarısı
halil gür'e...
koskoca yirmi beş yılı üç tane bavula sığdırmak... kendin olarak geldiğin şehirde kendine yabancılaşmak... işin bok tarafı ağlayamamak. alzheimer hastası pansiyon sahibesiyle her gün yeniden tanışmak... her gün kendini farklı biri olarak anlatmak... çalıştığın yere uzak bi'yerden ev bulmak... annenin istanbul'dan gelip evi temizlemesini izlemek... evine özlem duymak... çamaşırsuyu kokusunun anneni anımsatması... aileni istanbul'a uğurlamak... dostlarını beklemek otobüs garında... ağlamak yerine gülmeye çalışmak... sarılmak dostlarına... "hoş geldin!" diyebilmek birilerine... kendini iyi hissettirmelerine izin vermek... dostlarını evde bırakıp işe gitmek... kapının anahtarsız açılmasına sevinmek... dostlarının gitmesine üzülmek... kedilere mama vermek... belki de evde bekleyen birinin olmasını istemek sadece... haydarpaşa garının posterini duvarına asmak... yıllar önce içinde fotoğraf çekildiğin yere kilometrelerce uzaktan bakmak... aşık olmak yeniden... adını koyamadığın bir ilişkiyi bitirmek bir telefonla... aşık olduğun kadına yaklaşmak her fırsatta... bir kadına ilk defa kahvaltı hazırlamak... melemenin soğumasına üzülmek... aşık olduğun kadının gülümseyerek gelmesine sevinmek... soğuyan melemeni unutmak... başbaşa olduğun bi'gün sevdiğini söylemek... sevdiğini söylediğinin sana sarılması... çok uzun zaman sonra bir kadına sarılmanın mutluluğu... ilk tartışmada sarhoş olana kadar içmek... votka şişesine bir dosta sarılır gibi sarılmak... banyo zemininde uyumak... içtiğin votkayı aldatmak... tümünü çıkarmak... bitti sandığın birlikteliğin devam etmesine şükretmek... hastalıkları, mutsuzlukları en son duymak... yardımcı olamamak... her gün birbirinden sahte insanlar tanımak... bazen kendine bile boşvermek... bazı alışkanlıkların değişmemesine sevinmek... her gün aynı kadına yeniden aşık olmak... her halini sevmek... iki günlük ayrılıkların bitmesini beklemek... yirmi beş yıldır kimseyi özlememenin acısını çıkarmak... sevgi soysal okumak... yaptığın işi anlamaya çalışmak... insanları tanımaktan korkmak... temmuz sıcağında okunmayacak bir blog yazısı daha yazmak...
iyi uykular...
koskoca yirmi beş yılı üç tane bavula sığdırmak... kendin olarak geldiğin şehirde kendine yabancılaşmak... işin bok tarafı ağlayamamak. alzheimer hastası pansiyon sahibesiyle her gün yeniden tanışmak... her gün kendini farklı biri olarak anlatmak... çalıştığın yere uzak bi'yerden ev bulmak... annenin istanbul'dan gelip evi temizlemesini izlemek... evine özlem duymak... çamaşırsuyu kokusunun anneni anımsatması... aileni istanbul'a uğurlamak... dostlarını beklemek otobüs garında... ağlamak yerine gülmeye çalışmak... sarılmak dostlarına... "hoş geldin!" diyebilmek birilerine... kendini iyi hissettirmelerine izin vermek... dostlarını evde bırakıp işe gitmek... kapının anahtarsız açılmasına sevinmek... dostlarının gitmesine üzülmek... kedilere mama vermek... belki de evde bekleyen birinin olmasını istemek sadece... haydarpaşa garının posterini duvarına asmak... yıllar önce içinde fotoğraf çekildiğin yere kilometrelerce uzaktan bakmak... aşık olmak yeniden... adını koyamadığın bir ilişkiyi bitirmek bir telefonla... aşık olduğun kadına yaklaşmak her fırsatta... bir kadına ilk defa kahvaltı hazırlamak... melemenin soğumasına üzülmek... aşık olduğun kadının gülümseyerek gelmesine sevinmek... soğuyan melemeni unutmak... başbaşa olduğun bi'gün sevdiğini söylemek... sevdiğini söylediğinin sana sarılması... çok uzun zaman sonra bir kadına sarılmanın mutluluğu... ilk tartışmada sarhoş olana kadar içmek... votka şişesine bir dosta sarılır gibi sarılmak... banyo zemininde uyumak... içtiğin votkayı aldatmak... tümünü çıkarmak... bitti sandığın birlikteliğin devam etmesine şükretmek... hastalıkları, mutsuzlukları en son duymak... yardımcı olamamak... her gün birbirinden sahte insanlar tanımak... bazen kendine bile boşvermek... bazı alışkanlıkların değişmemesine sevinmek... her gün aynı kadına yeniden aşık olmak... her halini sevmek... iki günlük ayrılıkların bitmesini beklemek... yirmi beş yıldır kimseyi özlememenin acısını çıkarmak... sevgi soysal okumak... yaptığın işi anlamaya çalışmak... insanları tanımaktan korkmak... temmuz sıcağında okunmayacak bir blog yazısı daha yazmak...
iyi uykular...
2 Temmuz 2011 Cumartesi
oynar başlık
bilinçli ciddiyetsizlik ciddiyet gerektirir. hem de fena halde. her şeyi umursamayan umursamamanın kendisini umursar. büyük cümleler beyinde uzun süre taşındığında beton etkisi yapar. dil dediğimiz organ bu yüzden var. beynin yükünü hafifletmek için... tıpkı rostonun bile önünde sonunda klozetle buluşması gibi.
gerçekler güdümlü mermi gibidir. saplanması gereken eti zamanı geldiğinde deler. kaçmanın faydası yok. koşan yürüyen insandan daha önce yorulur. masallarda bile arpa boyu gidilemiyorsa koşmanın da önemi yok zaten.
iyi uykular...
gerçekler güdümlü mermi gibidir. saplanması gereken eti zamanı geldiğinde deler. kaçmanın faydası yok. koşan yürüyen insandan daha önce yorulur. masallarda bile arpa boyu gidilemiyorsa koşmanın da önemi yok zaten.
iyi uykular...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)