16 Eylül 2013 Pazartesi

kabuk
yitik zamanlar... zemin ayağının altından kayarken nasıl sağlam basabilirsin? kendi içinde kayıpsan, suskunluğun gürültü gelmeye başlamışsa kendine, çekip gidemiyorsan ölümü dilemek en akla yakını.

gidebilme olasığı ortadan kalkarken şehri boş sokaklarında kaybolabilmek, o sokakların kaldırımlarından birinde boylu boyunca uzanmak... başa çıkamadığın, çözümünü bulamadığın sorunlarının olması üstünde tonlar yük varmış gibi gelir.

tercih sebebi değil yaşamak, daha çok zorunluluk. kalbimin üstünde kocaman bi bıçak var. onu çıkarmaktansa onunla yaşamayı öğrenmem gerek.

dertlerin topuna selamlar...

19 Ağustos 2013 Pazartesi

eğri büğrü


kelimeler kifayetsiz kalır derdini anlatmaya. içinde bi doğup bi ölen başka bi ben... sözcüklere dökülmez ki bazı haller. geleceğin geçmişle kavgası boşuna, sonuç değimeyecek. başkaları hep haklıdır bütün kavgalarda.

27 Ağustos 2012 Pazartesi

dönence


"simsiyah bir gecenin koynundayım." kendini soyutlamak herkesten, her şeyden... tecrit etmek... gider deliğinden giden umutlarım... kitap okurken uyuşan ellerim... çıkmaz sokaklar... kaybolan ben... akvaryuma hapsolmuş japon balığı... kendinden nefret etmek... aynaya dönen sırtım... iz(düşüm)... yırtılmış sayfalar... okunmayan önsöz olma dileği... ne sokakların dili var ne de duvarların. izmaritin üstüne basar gibi basılan kibarlığım... karşılığını bulmayan düşüncelerim... hiç biyerde evim yok benim! boşluğa haykırış... başı sonu belli olmayan ilişkilerim... doğmamış olmayı dilerdim. toprağın beş karış altında olmayı... kendi üstüme toprağımı atabilmeyi...

6 Ağustos 2012 Pazartesi

mükerrer

gitmek... herkesi, her şeyi geride bırakıp gitmek... ölüm bazen her şeyden sıcak gelir. çarpabileceği kapıları olmalı insanın. geri dönebileceği yerleri... her seferinde kendine yenilir mi insan? her seferinde yıkılır mı? güzdüzleri sevmiyorum artık. geri dönme umudum azaldıkça hayallerime de küsüyorum. beni yarım bırakıp giden zaman... senden alacağım var. bi dokuz sene kadar. hiç doğmamış olmayı dilerdim.

24 Temmuz 2012 Salı

çöp kutusu


kafada birikenlerle yazılanlar aynı değil. beyin bu kadar kalabalıkken, çok sayıda insanı beyninde yaşatıyorken sokağa çıkmanın ne lüzumu var. çekilen o kadar acıya bi!çok kişi burun kıvırır. karşındakinin boynunu kırasın gelir. konuşurken susasın diye bakar insanların çoğu. içi boşaltılmış bi'çok kavramın arkasına sığınıp anlam aramak boşunadır. evrene savrulmuş her küfür bi yerde toplanıyor ve istihap haddini aşan son küfür de edildikten sonra büyük patlama yaşanacak. sonrası aydınlık... büyük bi ev ve o büyük evin içinde büyük bi kitaplık. körleşme diye bi kitap okumuştum. tıpkı ordaki gibi. bütün hayali bundan ibaret bi çocuk tanımıştım. hayat, yıkılan hayallerimizin toplamıymış. şimdilerde anlıyor bunu. kolay olan bi yaşantı yoktur. yaşantısını kolaylaştırmak istemeyen yoktur. patinaj çeken arabalar gibi... teker dönüyo ama araba sabit... zaman aldatıcıdır. kırışıklıklar ve hastalıklar onun en büyük yalanıdır. insan ölmedikçe, hiç bir acı diğerinden büyük ya da küçük olmadığından değişen bi şey yoktur. hayallerimin yıkılmasına neden olan bütün şeylere kucak dolusu sövgülerimle

23 Temmuz 2012 Pazartesi

dersini almış da ediyor ezber


bu dert beni iflah etmez del eyler. benim dert çekmeye mecalim mi var? tam dokuz sene oldu. anti-depresanları kullanmaya başlayalı. tam dokuz sene oldu zaman zaman intiharı düşüneli. majör depresyon dediler. ilaçlar bi çok akrabadan daha yakın oldu. zaman zaman ailemden bile. şimdi yine anti-depresanlar bi kenara bırakıldı. bodrum... sevdiğim kadın... sen olmasan giderdim burdan. bırakırdım bu memurluğu. dürüst yaşamak=parasız yaşamak. parasızlığın affedilmediği bi yerde kim s.ker senin dürüstlüğünü.

16 Temmuz 2012 Pazartesi

lal

bazı durumların anlatılması imkansız. yaşandığıyla kalmalı. anlatsan da anlaşılmıyor. zaman akıp giderken geriye yaşanılanlar kalıyor. konuşulanların unutlduğu biyerde lal olunmalı. çocukken anlama çabasıyla büyürken sonraları anlaşılma çabasıyla yaşlanıyoruz. kimin kederi kimin kederinden azdır? kim kendini yabancı hissetmemiştir evinde? heryer hiç biyere, herkes hiç kimseye dönüşüyor. kendimize söylediğimiz kadar büyüyoruz. evimizin camından gördüğümüz kadardır dışarısı. dünya pencerenin gösterdiği kadar büyük. ve biz hayal kurabildiğimiz ölçüde hayattayız.