ezan sesi karışacak çığlıklarımıza. bi sabah soğumuş bedenimizi bulacaklar evin holünde. ev sahibimiz merak edecek ilk. çünkü evin bu ay ki kirasını ödememiş olucaz. para kaygısı. cesedimize tükürecek tüm alacaklılar. arkamızda bi bavula yetecek kadar eşya bırakacağız.
müzik seslerine karışacak gözyaşlarımız. hıçkırıklarımız duyulmayacak hoplayıp zıplayanların neşesinden. yalnız kalıcaz hiç olmadığı kadar. tüm sorularımız havada kalıcak. biz gelmeyenleri bekleyeceğiz. bizi terkeden kadınlara aşık olucaz her zaman.
bşz özleyenlerden olucaz.
31 Temmuz 2011 Pazar
20 Temmuz 2011 Çarşamba
ben imkansız aşklar için yaratılmışım
Dünyanın verdiği acılardan kurtulmak için aşk acısı çekiyoruz.
Belki de en kolayı bu. hiçbir yalan aşk acısı kadar rahatlatmıyor insanoğlunu. her insan bi misyonla doğuyor farkında olmadan. benimki de terk edilmek. benim anlamadığım neden terk ederken acı çeker gibi görünür insanlar. oh be kurtuldum demek fazla mı sert kaçar? her neyse...
sevindirici olan hala iki şişe birayla sarhoş olabiliyorum. üzücü olan kimsede iz bırakamıyoruym hala. kavga edecek kimse olmadığında aynalar imdada yetişir. teşekkürler hayat ağzıma sıçmaya devam ettiğin için.
ben hala elmanın da beni sevmesini bekliyorum. ben hala rüyalarımda yaşıyorum. ne mutlu rüya görene. en fazla kendi hikayelerimin kahramanıyım ben.
terk edilmek... hala ayrı yazılıyor: terk etmek... aslında olayın özü budur.
benden bu kadar!
göbek bağım kesildiği gün
yüz yaşında olsam da bana hep dün!
ana rahmi kadar güvenli değil hiçbir yer
anne lütfen beni yeniden doğur!
iyi uykular...
Belki de en kolayı bu. hiçbir yalan aşk acısı kadar rahatlatmıyor insanoğlunu. her insan bi misyonla doğuyor farkında olmadan. benimki de terk edilmek. benim anlamadığım neden terk ederken acı çeker gibi görünür insanlar. oh be kurtuldum demek fazla mı sert kaçar? her neyse...
sevindirici olan hala iki şişe birayla sarhoş olabiliyorum. üzücü olan kimsede iz bırakamıyoruym hala. kavga edecek kimse olmadığında aynalar imdada yetişir. teşekkürler hayat ağzıma sıçmaya devam ettiğin için.
ben hala elmanın da beni sevmesini bekliyorum. ben hala rüyalarımda yaşıyorum. ne mutlu rüya görene. en fazla kendi hikayelerimin kahramanıyım ben.
terk edilmek... hala ayrı yazılıyor: terk etmek... aslında olayın özü budur.
benden bu kadar!
göbek bağım kesildiği gün
yüz yaşında olsam da bana hep dün!
ana rahmi kadar güvenli değil hiçbir yer
anne lütfen beni yeniden doğur!
iyi uykular...
14 Temmuz 2011 Perşembe
özlenenler
kovalayanı olmadan kaçmak gibi... görünmez bir kalemle görünmez bir hikaye yazmak gibi... gelmek gibi... gitmek gibi... zorunda olmak gibi... beklemek gibi... beklediğinin gelmesinden korkmak gibi... kalabalık sokaklarda başın önünde yürümek gibi... tezeri düşünmek gibi... aynı damdan düşmek gibi... hak vermek gibi... tek kadehte sarhoş olmak gibi... yalpalamak gibi... sonbaharı özlemek gibi... anlatamamak gibi... aynı kitabı tekrar okumak gibi... yağmuru beklemek gibi... pazardan domates almak gibi... umursanmamak gibi... birinden seni sevmesini istemek gibi... benden çıkıp biz olmak gibi... sokak kedisini herkesten yakın hissetmek gibi... ağlayamamak gibi... son sigaranın kıymeti gibi... sabahları alarm çalmadan uyanmak gibi... çizgifilm seyrederken hüzünlenmek gibi... özlenenler...
13 Temmuz 2011 Çarşamba
hasretinden prangalar yeniledim
düşünmeden hareket etmenin özgürlüğü olsun isterdim. her davranış için bedel ödememek. bir de yıldızları görebilmek için geceyi beklemek var. sonsuzluk neresi sahi? en uzak yer neresi? bazen evin içinde bile kaybolabilir insan. bazen koca bir şehri avucunun içi gibi bilebilir. kalmak zorunda olmak. gidememek... prangaya ihtiyaç yok. bi'çok şey bağlıyor bir yerlere. içinde bulunduğumuz şehir koca bir leğen. engellerimizse beton. istanbul'a selamlar...
9 Temmuz 2011 Cumartesi
gece yarısı
halil gür'e...
koskoca yirmi beş yılı üç tane bavula sığdırmak... kendin olarak geldiğin şehirde kendine yabancılaşmak... işin bok tarafı ağlayamamak. alzheimer hastası pansiyon sahibesiyle her gün yeniden tanışmak... her gün kendini farklı biri olarak anlatmak... çalıştığın yere uzak bi'yerden ev bulmak... annenin istanbul'dan gelip evi temizlemesini izlemek... evine özlem duymak... çamaşırsuyu kokusunun anneni anımsatması... aileni istanbul'a uğurlamak... dostlarını beklemek otobüs garında... ağlamak yerine gülmeye çalışmak... sarılmak dostlarına... "hoş geldin!" diyebilmek birilerine... kendini iyi hissettirmelerine izin vermek... dostlarını evde bırakıp işe gitmek... kapının anahtarsız açılmasına sevinmek... dostlarının gitmesine üzülmek... kedilere mama vermek... belki de evde bekleyen birinin olmasını istemek sadece... haydarpaşa garının posterini duvarına asmak... yıllar önce içinde fotoğraf çekildiğin yere kilometrelerce uzaktan bakmak... aşık olmak yeniden... adını koyamadığın bir ilişkiyi bitirmek bir telefonla... aşık olduğun kadına yaklaşmak her fırsatta... bir kadına ilk defa kahvaltı hazırlamak... melemenin soğumasına üzülmek... aşık olduğun kadının gülümseyerek gelmesine sevinmek... soğuyan melemeni unutmak... başbaşa olduğun bi'gün sevdiğini söylemek... sevdiğini söylediğinin sana sarılması... çok uzun zaman sonra bir kadına sarılmanın mutluluğu... ilk tartışmada sarhoş olana kadar içmek... votka şişesine bir dosta sarılır gibi sarılmak... banyo zemininde uyumak... içtiğin votkayı aldatmak... tümünü çıkarmak... bitti sandığın birlikteliğin devam etmesine şükretmek... hastalıkları, mutsuzlukları en son duymak... yardımcı olamamak... her gün birbirinden sahte insanlar tanımak... bazen kendine bile boşvermek... bazı alışkanlıkların değişmemesine sevinmek... her gün aynı kadına yeniden aşık olmak... her halini sevmek... iki günlük ayrılıkların bitmesini beklemek... yirmi beş yıldır kimseyi özlememenin acısını çıkarmak... sevgi soysal okumak... yaptığın işi anlamaya çalışmak... insanları tanımaktan korkmak... temmuz sıcağında okunmayacak bir blog yazısı daha yazmak...
iyi uykular...
koskoca yirmi beş yılı üç tane bavula sığdırmak... kendin olarak geldiğin şehirde kendine yabancılaşmak... işin bok tarafı ağlayamamak. alzheimer hastası pansiyon sahibesiyle her gün yeniden tanışmak... her gün kendini farklı biri olarak anlatmak... çalıştığın yere uzak bi'yerden ev bulmak... annenin istanbul'dan gelip evi temizlemesini izlemek... evine özlem duymak... çamaşırsuyu kokusunun anneni anımsatması... aileni istanbul'a uğurlamak... dostlarını beklemek otobüs garında... ağlamak yerine gülmeye çalışmak... sarılmak dostlarına... "hoş geldin!" diyebilmek birilerine... kendini iyi hissettirmelerine izin vermek... dostlarını evde bırakıp işe gitmek... kapının anahtarsız açılmasına sevinmek... dostlarının gitmesine üzülmek... kedilere mama vermek... belki de evde bekleyen birinin olmasını istemek sadece... haydarpaşa garının posterini duvarına asmak... yıllar önce içinde fotoğraf çekildiğin yere kilometrelerce uzaktan bakmak... aşık olmak yeniden... adını koyamadığın bir ilişkiyi bitirmek bir telefonla... aşık olduğun kadına yaklaşmak her fırsatta... bir kadına ilk defa kahvaltı hazırlamak... melemenin soğumasına üzülmek... aşık olduğun kadının gülümseyerek gelmesine sevinmek... soğuyan melemeni unutmak... başbaşa olduğun bi'gün sevdiğini söylemek... sevdiğini söylediğinin sana sarılması... çok uzun zaman sonra bir kadına sarılmanın mutluluğu... ilk tartışmada sarhoş olana kadar içmek... votka şişesine bir dosta sarılır gibi sarılmak... banyo zemininde uyumak... içtiğin votkayı aldatmak... tümünü çıkarmak... bitti sandığın birlikteliğin devam etmesine şükretmek... hastalıkları, mutsuzlukları en son duymak... yardımcı olamamak... her gün birbirinden sahte insanlar tanımak... bazen kendine bile boşvermek... bazı alışkanlıkların değişmemesine sevinmek... her gün aynı kadına yeniden aşık olmak... her halini sevmek... iki günlük ayrılıkların bitmesini beklemek... yirmi beş yıldır kimseyi özlememenin acısını çıkarmak... sevgi soysal okumak... yaptığın işi anlamaya çalışmak... insanları tanımaktan korkmak... temmuz sıcağında okunmayacak bir blog yazısı daha yazmak...
iyi uykular...
2 Temmuz 2011 Cumartesi
oynar başlık
bilinçli ciddiyetsizlik ciddiyet gerektirir. hem de fena halde. her şeyi umursamayan umursamamanın kendisini umursar. büyük cümleler beyinde uzun süre taşındığında beton etkisi yapar. dil dediğimiz organ bu yüzden var. beynin yükünü hafifletmek için... tıpkı rostonun bile önünde sonunda klozetle buluşması gibi.
gerçekler güdümlü mermi gibidir. saplanması gereken eti zamanı geldiğinde deler. kaçmanın faydası yok. koşan yürüyen insandan daha önce yorulur. masallarda bile arpa boyu gidilemiyorsa koşmanın da önemi yok zaten.
iyi uykular...
gerçekler güdümlü mermi gibidir. saplanması gereken eti zamanı geldiğinde deler. kaçmanın faydası yok. koşan yürüyen insandan daha önce yorulur. masallarda bile arpa boyu gidilemiyorsa koşmanın da önemi yok zaten.
iyi uykular...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)